Dr. Melike Gündüz: “Toplumda hangi sorun varsa bu kısa zamanda çocuk edebiyatına yansır.”

‘Çocuğun Algısına Dokunmak’ Teması ile TRT Çocuk kanalı tarafından bu yıl 5’incisi düzenlenen Uluslararası Çocuk Medyası Konferansı’nın ikinci gününde ‘Dijital Medya ve Güvenlik Sorunu’ tartışıldı.

Dr. Melike Gündüz: “Toplumda hangi sorun varsa bu kısa zamanda çocuk edebiyatına yansır.”
Dr. Melike Gündüz: “Toplumda hangi sorun varsa bu kısa zamanda çocuk edebiyatına yansır.” Admin
Bu içerik 139 kez okundu.

Bu yıl 5’incisi düzenlenen, 6 Aralık Salı günü Conrad İstanbul Bosphorus’ta başlayan TRT Uluslararası Çocuk Medyası Konferansı’nın ikinci gününde “Şiddetin Bir Anlatım Dili Olarak Kullanımı”“Türkiye’de Çocuk Televizyonu Pratiği: İmkânlar ve Sorunlar” ve “Dijital Medya ve Güvenlik Sorunu” başlıkları işlendi.

 

“Çocuğun Algısına Dokunmak” temasıyla gerçekleştirilen konferansın ilk gününde “Çocuk Medyası İçin Uygun Anlatım Dili”“Çocuk Edebiyatında Tartışmalı İçerikler” ve “Dijital Medya ve Güvenlik Sorunu” konulu oturumlar ile birbirinden önemli konu başlıkları ele alındı.

 

Açılış konuşmalarını TRT Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Eren ve TRT Genel Müdürü Şenol Göka yaptı. TRT Genel Müdürü Şenol Göka konuşmasında “Çocuklar hayatı bir oyun olarak algılıyor. İçeriklerimizi bunun farkında olarak üretmeliyiz” ifadeleriyle içeriğin önemine vurgu yaparken, TRT Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Eren “TRT Çocuk 8’inci yılında içeriklerinin yüzde 80’i yerli” sözleriyle TRT Çocuk’un 8 yılda aldığı yolun öneminin altını çizdi.

 

Konferansın ikinci gününde TRT Çocuk’tan Esra Ceceli moderatörlüğünde gerçekleşen “Dijital Medya ve Güvenlik Sorunu” başlıklı üçüncü oturumunun ‘Çocuk Medyasında Özgürlük mü? Güvenlik mi?’ adlı panelde ilk olarak söz alan İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Pembecioğlu oldu.

 

Pembecioğlu, “Medyanın kiminle izlendiğinin çok önemli olduğunu söyleyerek şunları ifade etti: “Kiminle izlediğiniz çok önemli. Tek başına izlemelerde çocuklar değerlendirme zorlukları ile karşı karşıya kalabilirken, izlediklerinin tek tek izdüşümleri, onlara kattıkları anlamlar, temsil nitelikleri devreye giriyor. Kümülatif değerlendirmeler oluşuyor. İkili izlemelerde Baskın Karakterin etkisi olurken, çoklu izlemelerde ‘etki altında kalma’ devreye giriyor. İlgi varsa, çocuk kendi iletisini kendi oluşturabiliyor.” dedi.

 

 

“Toplumda hangi sorun varsa bu kısa zamanda çocuk edebiyatına yansır.”

Üçüncü oturumunda bir sunum yapan Erdem Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Dr. Melike Gündüz toplumda hangi sorun varsa bunun kısa zamanda çocuk edebiyatına yansıyacağını belirterek şunları ifade etti:

 

“Bugün ülkemizde peş peşe yayınlanan boşanmış aile kitapları, akran şiddeti, göç vb. temalı kitaplar, aslında bu problemlerle karşılaşan çocukların bu meselelerin üstesinden nasıl geleceklerine dair ipuçları verdikleri, çocukları rahatlattıkları için yazılıyor ve yayınlanıyor. Tacizle karşılaşan fakat bunu ifade edemeyen bir çocuk ancak kendisi gibi bir çocuğun hikâyesi ile karşılaştığında cesaretlenir. Bibliyoterapi diye adlandırılan bu tedavi yöntemi edebiyat eserleri ile bireyleri tedavi etme şeklidir. Çocuğun bir kitabın, bir filmin, bir oyunun kahramanı ile özdeşleşmesi, kendi problemini ifade edebilme cesaretini bulabilmesi için atılabilecek adımlardan birisidir. Dolayısı ile şiddetten arındırılmış, idealize edilmiş, küçük meseleler üzerinden abartılı merak duygusu ile kurgulanmış bir metin yerine, artık çocukların her gün yüz yüze geldikleri temel sorunlara çözüm öneren, hayatın gerçeklerine dokunan metinleri yayınlamayı tercih ediyoruz. Eğer böyle yapmazsak aslında çocukları kendi dünyaları içinde yapayalnız bırakmış oluyoruz.”

 

 

“Ergenlerin TV izleme alışkanlığı arttıkça çocukların ki de artıyor”

 

 

Ankara Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yard. Doç Dr. Müge Şen “Üreticilere göre düşük kar sağlayan çocuklar için hazırlanan nitelikli televizyon programları televizyon harcamalarının küçük bir bölümünü oluşturuyor ve bazı yetişkinler kar amacını çocukların gereksinimlerinin önüne koyuyor. Tematik çocuk kanallarının yayına başlaması aileleri güvenli ve gelişimsel uygunluğa sahip içeriğe sahip oldukları gerekçesiyle çocukların bu ekranların karşısında yalnız bırakmanın güvenilir olduğu düşüncesine yönelmiş ve televizyonu çocuğa hizmet eder duruma getirmiş olmaları. Çocukların televizyonda, ekranda çocuk programları ve çizgi filmler dışarıda yetişkinler için hazırlanmış program içeriklerine erişebilir olması ve bu içeriklere maruz kalması” dedi. Müge Şen TV İzleme alışkanlıklarını değerlendirerek şunları ifade etti:

 

“TV’nin çocuğa ulaşmasında etkin rol oynayan anne-baba (aile) üzerine odaklanılmalı. Ailenin TV izleme alışkanlıklarında (sohbet, oturma biçimi, sessizlik oluşturma, misafir kabulü, uyku saati, yemek saatleri, yemek yeme mekanını belirlemede etken rol oynamakta, kumandanın sahibi olma), TV mesajlarını alan alıcı kavramından sıyrılıp okuyan okur kavramına dönüşmesi önem kazanıyor. Okur denildiğinde, bireysel deneyimler, tutumlar ve duygular aktif biçimde izleyici olarak TV ile iletişim kurmada rol oynuyor. İzleyicinin içeriği anlamlandırma sürecindeki yorumun etkisiyle mesajın ‘okuma’ya dönüşmesinden söz ediliyor. Ancak gözden kaçan nokta çocuğun yetişkinler kadar olmayan yaşam deneyimi ile ekranda sunulan kurgu ile gerçeği ayırt etmede, anlamlandırma ve okumada eşlikli rehberliğe gereksinimi olduğudur. Çocuğun yetişkinler kadar olmayan yaşam deneyimiyle ekranda, sunulanın kurgu mu gerçek mi olduğunu ayırt etmede, anlamlandırmada ve okumada eşlikli rehberliğe gereksinimi var. Bu süreçte çocukların gelişim ve gereksinimlerine uygun biçimde ne tür içeriklerden nasıl yararlanabiliriz? Ekrandaki içeriğe verdiğimiz tepkiler bireysel olarak kismen kişilik özelliklerimiz, değerlerimiz ve tutumlarimizla belirlenebilmekte. Çocukların TV’den etkilenme düzeylerinde; genelde, kültürel, psikolojik yapılar ile gelişimsel özellikleri, aile yaşam biçimleri ile özelde çocuğun yaşı, ne izlediği, ne kadar süre izlediği, süreci kimlerle ve nasıl paylaştığı etkili olmaktadır. Ekrana yansıyan şiddetten çocukların etkilenmeleri bireysel özelliklerine göre değişebilmekte: Kimi çocuklar duyarsızlaşarak şiddetin normalleştirilmesi biçiminde etkilenirken, kimisi sosyal özdeşim yoluyla benzer biçimde istenmeyen davranış ve tutumlar geliştirebilmektedirler.”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kaspersky Lab’in Araştırması Kullanıcıların Kötü Şifre Alışkanlıklarını Gösteriyor
Kaspersky Lab’in Araştırması Kullanıcıların Kötü Şifre Alışkanlıklarını Gösteriyor
UCB Pharma, Nöroloji Departmanı’na yeni bir ismi dahil etti
UCB Pharma, Nöroloji Departmanı’na yeni bir ismi dahil etti